DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Sayın Erdoğan, siz bir koyunu değil, koskoca bir sürüyü kaptırdınız”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TBMM’de düzenlenen Yeni Yol Grup Toplantısı’nda 2027 yılı bütçesini, fon piyasasındaki dolandırıcılık iddialarını ve Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı değerlendirdi. Fon krizinin 7 milyon haneyi etkilediğini ve şirket değerlerinde 100 milyar dolarlık kayba yol açtığını savunan Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenerek sorumluların açıklanmasını ve Meclis araştırma komisyonu kurulmasını istedi. Babacan, 2027 bütçesinde faize ayrılan yaklaşık 4 trilyon liraya da tepki gösterdi.

Ekim 21, 2026 - 12:17
 0  0
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Sayın Erdoğan, siz bir koyunu değil, koskoca bir sürüyü kaptırdınız”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 21 Ekim 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gerçekleştirilen Yeni Yol Grup Toplantısı’nda ekonomi yönetimine, fon piyasasındaki dolandırıcılık iddialarına, 2027 yılı merkezi yönetim bütçesine ve dış politika gelişmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Fon piyasasındaki gelişmeler nedeniyle milyonlarca vatandaşın etkilendiğini öne süren Babacan, yaşananların ekonomik ve siyasi sorumluluğunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte yaptığı bir açıklamayı Meclis kürsüsünden izleten Babacan, iktidarın denetim sorumluluğunu yerine getirmediğini savundu.

“Sayın Erdoğan, siz bir koyunu değil, koskoca bir sürüyü kaptırdınız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2014 yılında söylediği, “Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır.” sözlerinin yer aldığı videoyu milletvekillerine izleten Babacan, Erdoğan’a şu ifadelerle seslendi:

“Sayın Erdoğan, siz bir koyunu değil, koskoca bir sürüyü kaptırdınız.”

Babacan, fon piyasasındaki işlemlerden kimlerin sorumlu olduğunun ortaya çıkarılması gerektiğini belirterek, ilgili listenin kamuoyuyla paylaşılması ve TBMM bünyesinde araştırma komisyonu kurulması çağrısını yineledi.

“Bütçedeki en büyük bakanlık şu anda artık Faiz Bakanlığı”

TBMM’ye sunulan 2027 yılı bütçesini değerlendiren Babacan, bütçenin hükümetin ekonomi politikalarındaki önceliklerini ortaya koyduğunu söyledi.

Faiz ödemelerine ayrılan kaynağın büyüklüğüne dikkat çeken Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Bütçede öncelik üretim değil, bütçede öncelik alın teri değil, bütçede öncelik faiz. 2027 yılında faize ödenecek para tam 3 trilyon 975 milyar lira. Bakın daha bu yılın başında ödenek olarak koyulacak rakam. Geçen sene biliyorsunuz 2026 bütçesine 2 trilyon 700 küsur koydular. Yetmedi 2 trilyon 800’ün üzerinde bitecek bu yıl.”

Babacan, 2027 yılı için öngörülen faiz ödeneğinin yaklaşık 4 trilyon liraya ulaştığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu muhtemelen ya adı 4 trilyon olmasın diye 3 trilyon 975 yazılmış. Hani etiketlerde yazar ya 9 lira 75 kuruş der, 10 lira dememek için. Böyle bir bütçe. Biz yuvarlayarak söyleyelim. Neredeyse 4 trilyon lira. Bütçedeki en büyük bakanlık şu anda artık Faiz Bakanlığı. Çünkü bütçeden en büyük payı alan o.”

“Faiz yüzde 41 artacaksa emekli ve asgari ücrette yüzde 41 artacak mı?”

2027 bütçesinde faiz ödeneğinin yüzde 41 artırılmasının öngörüldüğünü, aynı yıl için beklenen enflasyonun ise yüzde 21 olarak açıklandığını hatırlatan Babacan, çalışanların ve emeklilerin gelirlerinin de aynı oranda artırılıp artırılmayacağını sordu.

Babacan, “Enflasyonun tam 2 katı bir artış var faiz ödeneğinde. Enflasyonun yüzde 21 beklendiği bir yılda faiz geliri olanlar, devletin hazinesine borç verip de oradan faiz geliri olanların geliri tam yüzde 41 artacak. Bütçe onu söylüyor.” dedi.

Ekonomik büyümeden toplumun farklı kesimlerinin aldığı paya dikkat çeken Babacan, şu soruları yöneltti:

“Emeklinin maaşını siz yüzde 41 artıracak mısınız gelecek yıl? Asgari ücrete yüzde 41 zam verecek misiniz? Çiftçimizin geliri yüzde 41 artacak mı? Esnafımızın kazancı, vatandaşlarımızın alım gücü yüzde 41 artacak mı?”

Asgari ücret artışında beklenen enflasyonun esas alınabileceğini ifade eden Babacan, “Karşınıza yüzde 21’lik bir asgari ücret artışı gelirse yıl sonunda hiç şaşırmayın. Bütçenin diğer kalemlerinde de böyle bir artış yok. Yüzde 41 artış sadece faizde var.” değerlendirmesinde bulundu.

Babacan, bütçenin gelir dağılımı üzerindeki etkilerini de eleştirerek şunları söyledi:

“Bu bütçe Türkiye’deki büyük bir gelir ve servet transferinin resmidir. Çok büyük bir gelir ve servet transferi yapıldı, yapılıyor ve bu transfer fakirden zengine yapılıyor. Yoksuldan alıp varlıklı olana bir transfer.”

Faiz ödemelerinin vergilerle veya yeni borçlanmalarla karşılanacağını savunan Babacan, bunun maliyetinin vatandaşlara yansıyacağını ifade etti.

“Sonunda bu faizin bedelini emeklimiz ödeyecek, işçimiz ödeyecek, esnafımız ödeyecek, çiftçimiz ödeyecek. Bunlar Türkiye Yüzyılı’nın daha başında Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizini ödeyen iktidar olarak tarihe geçtiler. Yazık, gerçekten çok yazık.”

Babacan'dan Mehmet Şimşek'e: “10 ay boyunca sizin elinizi kolunuzu kim tuttu?”

Fon piyasasındaki dolandırıcılık iddialarıyla ilgili hükümet yetkililerinin geçmiş açıklamalarını gündeme getiren Babacan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in 4 Kasım 2025 tarihinde yaptığı konuşmanın videosunu izletti.

Şimşek'in, “Özellikle bazı fonlar üzerinden bu manipülasyonların da yapıldığını da biliyoruz.” sözlerini hatırlatan Babacan, yetkililerin söz konusu işlemler hakkında ne zaman bilgi sahibi olduklarının açıklanmasını istedi.

Babacan, “Belli ki bu dolandırıcılık hadisesinden haberi varmış. Buradan kendisine tekrar soruyorum. Tam 10 ay boyunca sizin elinizi kolunuzu kim tuttu? Cumhurbaşkanı'na bu dolandırıcılık meselesiyle ilgili bilgi verdiniz mi? Haberi var mıydı, yok muydu?” ifadelerini kullandı.

Sorularına yanıt alamadığını belirten Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bilgilendirilip bilgilendirilmediğinin kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyledi.

“Her hafta siz kabine toplantısında beraber olmuyor musunuz? Cumhurbaşkanı'na haber verdiniz mi, vermediniz mi? Eğer Cumhurbaşkanı'nın haberi olduysa ve buna rağmen bütün bunlar yaşandıysa, durum gerçekten çok vahim. Eğer haberi olmadıysa durum daha da vahim.”

“Böyle devlet mi yönetilir? Böyle ekonomi yönetimi mi olur?”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın 11 Aralık 2025 tarihinde yaptığı açıklamayı da değerlendiren Babacan, hükümet yetkililerinin fon piyasasındaki gelişmelere ilişkin açıklamaları arasında çelişki bulunduğunu savundu.

Yılmaz'ın, “Bu noktada da bazı spekülatif haberler, algılar oluşturulmaya çalışılıyor. Bunlar doğru değil.” sözlerini hatırlatan Babacan, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu iki konuşma 5 hafta arayla yapılmış. Aradaki çelişkiyi görüyorsunuz değil mi? Millet hangisine inanacak? Böyle devlet mi yönetilir? Böyle ekonomi yönetimi mi olur?”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni de eleştiren Babacan, karar alma yetkilerinin tek merkezde toplandığını ve kurumların sorumluluklarını yerine getirmekte zorlandığını ileri sürdü.

Babacan, “Bakın, başkanlık sistemiyle beraber tüm yetki tek kişide toplandı değil mi? Bakanların yetkisi de sorumluluğu da kalmadı artık.” dedi.

Bazı kişilerin siyasi bağlantılarını kullanarak kamu kurumları üzerinde etkili olduklarını iddia eden Babacan, “Bunlar hukuk tanımıyorlar. Bunlar devletin kurumlarını felç ediyorlar. Bunlar ‘Bana dokunamazsın, arkam sağlam, bana dokunan yanar’ diyorlar.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye Cumhuriyeti'nin varlıkları gözümüzün önünde eriyor”

Fon piyasasındaki gelişmelerin ardından hükümete çeşitli öneriler sunduklarını belirten Babacan, bazı düzenlemelerin hayata geçirildiğini ancak alınan önlemlerin yeterli olmadığını savundu.

Babacan, “1 milyon lira eşiği oluşturun dedik, yaptılar. TMSF'ye yetki verin dedik, yaptılar. Anaparayı enflasyonla güncelleyin dedik, yaptılar. Ancak görüyoruz ki taşıma suyla değirmen dönmüyor.” diye konuştu.

İlgili kuruluşların yöneticilerinin gecikmeden görevden alınması gerektiğini dile getiren Babacan, sürecin istifalarla yürütülmesine tepki gösterdi.

“Bu işin patladığı gece derhal hepsi görevden alınmalıydı. Yok istifaymış, yok emekliliğini istemekmiş. Bu nedir Allah aşkına? Bakın, sermaye piyasalarıyla ilgili alınacak karar değil böyle haftalarca geciktirmek. Bir gün, bir saat, bir dakika geciktirin, o yanlışı bir daha telafi edemezsiniz.”

Sermaye piyasalarında yaşanan değer kayıplarının ülke ekonomisine zarar verdiğini ileri süren Babacan, “Türkiye Cumhuriyeti'nin varlıkları gözümüzün önünde her Allah'ın günü eriyor. Bütün şirketlerimizin değeri eriyor.” ifadelerini kullandı.

“Fon vurgunu çay üreticisinin 100, fındık üreticisinin 50 yıllık kazancı kadar”

Fon piyasasındaki gelişmelerin ekonomik boyutunu tarımsal üretim üzerinden değerlendiren Babacan, Türkiye'de 27 milyon haneden 7 milyonunun yaşanan süreçten etkilendiğini ileri sürdü.

Şirket değerlerinde 100 milyar dolarlık kayıp oluştuğunu savunan Babacan, bu tutarı çay ve fındık üreticilerinin yıllık gelirleriyle karşılaştırdı.

Babacan, “Bu yılki çay rekoltesi, yaş çayda 1 milyon 400 bin ton. Alım fiyatı ne kadar? 35 lira. Çarptığınız zaman 49 milyar lira ediyor. 1 milyar dolar ediyor. Doğu Karadeniz'de çay üretilen bütün çiftçilerimizin bir yıllık alın terini, emeğini toplayıp satın 1 milyar dolar ediyor.” dedi.

İddia ettiği 100 milyar dolarlık kaybın çay üreticilerinin yaklaşık 100 yıllık gelirine karşılık geldiğini söyleyen Babacan, “Doğu Karadeniz'deki çay üreticilerimizin 100 yıllık alın terini toplayın. Bu dolandırıcılar bir çırpıda 100 yıllık emeğe mal olacak kadar büyük bir zarar verdi memlekete.” ifadelerini kullandı.

Fındık üretimi üzerinden de hesaplama yapan Babacan, yıllık rekoltenin 550 bin ton, ortalama alım fiyatının ise 185 lira olduğunu belirtti.

Babacan, “550 bin tonu 185 lirayla çarptığımız zaman 100 milyar TL, 2 milyar dolar ediyor. Bir yılın toplam fındık hasılatı, Türkiye'nin toplam bütün fındık üreticilerimizin sattığı fındığın tamamının bedeli 2 milyar dolar.” diye konuştu.

Fon krizinin şirket değerlerine maliyetinin 100 milyar dolar olduğunu öne süren Babacan, “Tüm fındık üreticilerimizin 50 yıllık alın teri kadar ülkeye zararı oldu bu adamların.” dedi.

Babacan, üreticilerin emeğiyle elde edilen gelir ile piyasalarda yaşandığını savunduğu kayıplar arasındaki farkın, olayın büyüklüğünü gösterdiğini ifade etti.

“Ey iktidardakiler! Siz paramızı kime emanet etmişsiniz?”

Türk lirası banknotlarında imzaları bulunan eski Merkez Bankası başkan yardımcıları hakkında yürütülen soruşturma ve adli işlemleri de gündeme getiren Babacan, para yönetiminde görev alan isimlerin seçilmesini eleştirdi.

Bir eski başkan yardımcısının Bankalararası Kart Merkezi'ne ilişkin soruşturma kapsamında Ekim 2025'te tutuklandığını, Kasım 2025'te ise ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağıyla tahliye edildiğini hatırlattı.

Bir başka eski başkan yardımcısının Tera Finansal Yatırımlar Holding'de yöneticilik yaptıktan sonra Eylül 2026'da fon piyasasındaki işlemlerle ilgili soruşturma kapsamında tutuklandığını belirten Babacan, üçüncü bir eski başkan yardımcısının ise bir hayat ve emeklilik sigortası şirketindeki genel müdürlük görevinden ayrıldığını, mal varlığına tedbir konulduğunu ve hakkında yurt dışına çıkış yasağı getirildiğini söyledi.

Babacan, söz konusu gelişmelerin kamu yönetimindeki kadro tercihlerinin sorgulanmasını gerektirdiğini savunarak şunları kaydetti:

“Bir ülkenin parası o ülkenin istikrarıdır. Bir ülkenin parası o ülkenin itibarıdır. Bir ülkenin parası o ülkenin egemenliğidir. Ey iktidardakiler! Siz paramızı kime emanet etmişsiniz? Nasıl bir kadro kurmuşsunuz etrafınıza? Kimlerle çalışmışsınız, kimlerle?”

Türk lirasının değer kaybına da dikkat çeken Babacan, 200 liralık banknotun ilk tedavüle çıktığı dönemde yaklaşık 134 dolar değerinde olduğunu, bugün ise yaklaşık 4 dolara karşılık geldiğini söyledi.

Babacan, “Eğer bu kadar büyük bir değer kaybı varsa bu kifayetsiz, beceriksiz ve üstelik kötü niyetli kadrolar sonucudur. Başka bir şey değil.” değerlendirmesinde bulundu.

“Dolandırıcı parayı iade ettiğinde suçu düşmez”

Fon piyasasındaki iddiaların TBMM tarafından araştırılması gerektiğini yineleyen Babacan, Meclis araştırma komisyonu kurulmasına yönelik girişimlerinin engellendiğini öne sürdü.

Babacan, “Devlet Denetleme Kurulu, yargı denetimi... Bunlar bağımsız çalışamıyor. Bu iş ancak bir Meclis denetimiyle açıklığa kavuşturulur dedik. ‘Gelin şu Meclis araştırma komisyonunu kuralım’ dedik. ‘Doğru hesaptan kaçmaz’ dedik. Israrla, inatla komisyonda engelliyorlar.” ifadelerini kullandı.

Usulsüz kazançların iade edilmesinin tek başına hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını belirten Babacan, suç iddialarının yargı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Hukuk devletinde bu olmaz. Dolandırıcı parayı iade ettiğinde, hırsız çaldığını geri getirdiğinde suçu düşmez. Bu düzen ancak mafya türü organizasyonlarda olur.”

Babacan, kamu kaynakları ve finansal piyasalara ilişkin iddiaların yalnızca para iadesi üzerinden ele alınamayacağını, sorumlular hakkında hukuki süreçlerin işletilmesi gerektiğini vurguladı.

“AK Parti, AKP'lilere boğduruluyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seslenen Babacan, AK Parti'nin kuruluş dönemindeki kadroları ve siyasi anlayışıyla bugünkü yönetim tercihleri arasında farklılıklar bulunduğunu savundu.

Babacan, “Allah aşkına çevrenizdekilere şöyle bir bakın. Etrafınızı öyle insanlarla donattınız ki... Bunlar fakir fukaranın, garip gurebanın derdinden anlamaz. Öyle bir kadro kurdunuz ki bunlar sizin bir zamanlar oturduğunuz fakir sofralarındaki o insanların hissiyatını kavrayamaz.” dedi.

AK Parti'nin kuruluşunda görev alan ve fedakârlık yapan kişilerin beklentilerine de değinen Babacan, mevcut yönetim kadrolarının bu anlayıştan uzaklaştığını ileri sürdü.

Babacan, Erdoğan'a yönelik eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü:

“Fakat unutmayın Sayın Erdoğan, bu tercih sizin tercihiniz. Sizi uyaran, bu tür insanlarla çalışmayın diyen nice dostunuzu tersleyen, reddeden sizdiniz zamanında. Bugün geldiğiniz noktaya göz göre göre geldiniz.”

Babacan, “Eğer bugün iktidarınız döneminde milyarlarca dolarlık dolandırıcılık, yolsuzluk, vurgun oluyorsa bunun en önemli sebebi AK Partililerin AKP'lilere boğdurulmasıdır.” ifadelerini kullandı.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması için Meclis uyarısı: “Tezkeresiz iş yapmayın”

Konuşmasında Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na da değinen Babacan, anlaşma metninin TBMM'de milletvekillerine sunulmadan önce uluslararası basına yansımasına tepki gösterdi.

Babacan, “Meclis'te görmüyoruz, uluslararası basında görüyoruz. Meclis'e geliyor, metin hâlen yok. Siz neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? Neden korkuyorsunuz?” diye konuştu.

İslam ülkeleri arasındaki iş birliğinin geliştirilmesini desteklediklerini belirten Babacan, savunma alanındaki anlaşmaların kapsamının ve uygulanma koşullarının açık biçimde ortaya konulması gerektiğini vurguladı.

“Bakın, hâlâ bugün itibarıyla bu anlaşmanın hangi tehditlere karşı, hangi amaçlara ve nasıl uygulanacağının açıkça ortaya konmasını biz talep ediyoruz. Özellikle Türkiye'nin hangi şartlarda, kime, nasıl askeri yardım sağlayacağı, silahlı kuvvetlerimizin görevlendirmesinin nasıl kararlaştırılacağı, Meclis'in anayasal yetkilerinin nasıl kullanılacağının önce açıkça ortaya konmasını istiyoruz.”

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışında görevlendirilmesinde TBMM'nin anayasal yetkilerine dikkat çeken Babacan, hükümete şu uyarıda bulundu:

“Ve bakın, anayasal gerekliliktir. Tezkeresiz sakın ha bir iş yapmaya çalışmayın diye bugünden iktidarı uyarıyorum.”

Babacan, uluslararası anlaşmaların askeri görevlendirme konusunda tek başına yeterli olmayacağını savunarak, “Anlaşma yapılır, bir çerçeve oluşturur ama mesele Mehmetçiğimizin bir başka ülkede şöyle ya da böyle görev alması ise o ayrıca Meclis'e gelir, ayrıca değerlendirilir ve bunun kararını Yüce Meclis verir.” dedi.

İstanbul ve çevre illerdeki sel felaketine ilişkin açıklama

İstanbul ve çevre illerde meydana gelen sel felaketine de değinen Babacan, zarar gören vatandaşların ve esnafın desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Babacan, “Bir gecede evini su basan, yılların emeğini kaybeden insanlarımız var. Sabah dükkânın kapısını açtığında bütün malını mülkünü sular altında bulan esnafımız var. Bu insanların her birinin bir hayatı, bir emeği, bir hikâyesi var.” ifadelerini kullandı.

Afetlerden etkilenen vatandaşların zararlarının giderilmesi için merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Babacan, “Zarar gören vatandaşlarımızın, esnafımızın yaralarını bir an önce sarmamız gerekiyor. Hiç kimse bu zor günlerde yalnız bırakılmamalıdır.” dedi.

“Yanlış imar planları ve denetimdeki boşluklar insan hayatına mal oluyor”

Şehirlerin afetlere karşı hazırlanması gerektiğini vurgulayan Babacan, altyapı yatırımlarının ve denetim mekanizmalarının önemine dikkat çekti.

Babacan, “Hem merkezi hükümetin hem de belediyelerin bu işlerdeki sorumluluğu çok büyük. Şehirlerimizi afetlere hazır hâle getirmek, altyapıyı güçlendirmek, riskleri önceden tespit edip gerekli tedbirleri almak gerekir. Çünkü insanlarımızın canından, alın terinden daha kıymetli hiçbir şey yok.” diye konuştu.

İmar politikaları ve yapı denetimindeki eksikliklerin afetlerin etkisini artırdığını savunan Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Yanlış mekânlara yapılan imar planları, imar aflarıyla legal hâle getirilen kaçak yapılar, denetimdeki boşluklar dönüyor, dolaşıyor, insan hayatına mal oluyor.”

Fon piyasasındaki gelişmelerle afet yönetimindeki eksiklikler arasında kurumsal denetim açısından benzerlik bulunduğunu ileri süren Babacan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Dikkat edin, her yerde aynı sorun var. İster İstanbul'daki sel olsun, ister fon dolandırıcılığı olsun, ister başka bir afet olsun. Kurallar uygulanmıyor, kurumlar gerekli denetimi yapmıyor. Az sayıda insan parasına para katıyor ve neticede olan masum vatandaşlarımıza oluyor.”

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmiyorum Beğenmiyorum 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Öfkeli Öfkeli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0