İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu: “Devleti yeniden kurumlarına, siyaseti akla, insanı da hürriyetine kavuşturacağız”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, 21 Ekim 2026 tarihli TBMM grup toplantısında ekonomi politikalarından staj ve çıraklık sigortası mağduriyetlerine, sermaye piyasalarındaki usulsüzlük iddialarından Avrupa Birliği ile ticari ilişkilere, dış politikadan anayasal düzene kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, Türkiye'nin kurumsal yapısının güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Bizim istediğimiz Türkiye, birbirinden korkanların değil, birbirine güvenebilenlerin cumhuriyetidir.” dedi.

Ekim 21, 2026 - 09:21
 0  0
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu: “Devleti yeniden kurumlarına, siyaseti akla, insanı da hürriyetine kavuşturacağız”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, 21 Ekim 2026 tarihinde partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki grup toplantısında yaptığı konuşmada, iktidarın ekonomi, hukuk, dış politika ve devlet yönetimi uygulamalarını eleştirdi. Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu sorunların yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacağını belirten Dervişoğlu, devlet kurumlarına güvenin yeniden tesis edilmesi, üretim ekonomisine geçilmesi ve anayasal düzenin korunması gerektiğini vurguladı.

“STAJ VE ÇIRAKLIK BAŞLANGICI SİGORTA BAŞLANGICI SAYILMALI”

Grup toplantısına katılan staj ve çıraklık sigortası mağdurlarına seslenen Dervişoğlu, devlet tarafından verilen resmî belgelerin hukuki karşılığının bulunması gerektiğini söyledi.

Staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının taleplerini değerlendiren Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bir iktidar düşünün, 25 senedir iktidarda kalsın. Ve çeyrek asrın sonunda toplumun her kesiminden feryatlar artarak devam etsin. Elimdeki bu karta iyi bakın. Devletin sosyal güvenlik kurumunun mührünü imzasını taşıyor. Bu kartı kendileri basmadı, bunu devlet verdi.”

Dervişoğlu, mağdurların devletten beklentisini şu sözlerle aktardı:

“Madem bizi o gün kayda aldın, madem bu kartı elimize verdin, staj ve çıraklık başlangıcımızı, sigorta başlangıcı saymak zorundasın.”

Meselenin yalnızca emeklilik hesabından ibaret olmadığını belirten Dervişoğlu, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin önemine dikkati çekti.

“Devlet dediğiniz şey kayıttır. Kayda aldığı vatandaşı unutmamak, verdiği belgenin arkasında durmaktır. Kayıt sadece fişlemek, sicil dosyası tutmak değil, aynı zamanda hakkın da kaydını tutmaktır.”

Dervişoğlu, devletin verdiği belgelerin geçerliliğine ilişkin tartışmaların vatandaşın hukuka güvenini zedelediğini belirterek, “Türk devleti sözünün eri olmalıdır. Ve o devleti yönetenler de, o sözü yere düşürmemekle mükelleftir.” dedi.

“SADECE KELLE DEĞİL, HESAP VERİLSİN İSTİYORUZ”

Sermaye piyasalarındaki fon işlemlerine ilişkin usulsüzlük iddialarını yeniden gündeme getiren Dervişoğlu, konunun bireysel suçlamalarla sınırlandırılmaması gerektiğini ifade etti.

Dervişoğlu, söz konusu iddiaları iki haftadır grup toplantılarında gündeme taşıdığını belirterek, şunları söyledi:

“İki haftadır bu kürsüden Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu, fon rezaletini anlatıyorum. Bunun münferit bir piyasa vakası değil, kamu gözetiminde yapılan organize bir soygun olduğunu söylüyorum.”

İddiaların magazin konusu hâline getirilmesine karşı çıktığını vurgulayan Dervişoğlu, “Bu yüzden, sadece kelle değil, hesap verilsin istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

SPK Başkanı'nın sağlık gerekçesiyle istifasını sunduğunu, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı'nın emeklilik dilekçesi verdiğini ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı'nın görevden alındığını dile getiren Dervişoğlu, ekonomi bürokrasisindeki değişikliklerin açıklığa kavuşturulmasını istedi.

“E, şimdi biz ne yapacağız? Gerekçe mi dinleyeceğiz? Yoksa devletin tepesinde ne olup bittiğini mi soracağız?”

Tutuklu bulunan 17 kişinin haksız kazanç olarak nitelendirilen paraları iade ettiğine ilişkin haberleri de değerlendiren Dervişoğlu, ilgili yasal düzenlemenin uygulanması gerektiğini savundu.

“Hırsıza ‘gönlünden ne koparsa’ diyecek bir devlet yoktur. Varsa, onun adı zaten devlet değildir.”

“FON VURGUNU ÜRETİMİN TÜM DAMARLARINA YAYILIR”

Sermaye piyasalarındaki güven kaybının ekonominin tamamını etkileyebileceğini belirten Dervişoğlu, Türkiye'nin uluslararası yatırım endekslerindeki konumuna ilişkin uyarılarda bulundu.

“Bu süreç dürüst ve samimi bir şekilde yürümezse vatandaş piyasaya, yatırımcı kurala, sanayici yarınına, sermaye hukuka güvenmez. Sonunda dışarıdaki yatırımcı da size güvenmez.”

Dervişoğlu, finans piyasalarındaki sorunların üretim ve istihdama yansıyacağını belirterek, “Bir fon vurgunu böylece fonun içinde kalmaz. Bankanın bilançosundan fabrikanın kapısına, kredi maliyetinden istihdama kadar üretimin tüm damarlarına yayılır.” dedi.

Türkiye'nin MSCI kapsamında gelişmekte olan piyasalar kategorisinden çıkarılması ihtimaline de değinen Dervişoğlu, böyle bir gelişmenin yabancı sermaye hareketleri ve finansmana erişim açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceğini savundu.

“Alt lige düşmek demek, finansman ve kredi olanaklarının tüm sektörler için daha da zorlaşmasıdır. Üretimin azalması, ithalata bağımlılığın artması demektir. Zam demektir. İflaslar ve işten çıkarmalar demektir.”

“TÜRKİYE'DE ÜRETİM DEĞİL, YAĞMA EKONOMİSİ VARDIR”

Ekonomi politikalarını eleştiren Dervişoğlu, büyüme rakamlarının toplumun refahına yansıyıp yansımadığının sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Dervişoğlu, ekonomik büyümenin gelir dağılımından bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirterek, şu soruları yöneltti:

“Ekonomideki büyüme vatandaş için de refah artışı demektir. O halde sorarım, büyüyen rakamlar nereye gitmiş? Vatandaşın refahı mı artmış? Yoksa bir azınlığın servetine servet mi katmış?”

Türkiye'nin uzun süredir ekonomik kriz yaşadığını savunan Dervişoğlu, “Türkiye’de üretim değil, bir yağma ekonomisi vardır.” değerlendirmesinde bulundu.

Üretim odaklı bir ekonomik modelin benimsenmesi gerektiğini belirten Dervişoğlu, “Üretim ekonomisi, bereket ekonomisi başka bir şeydir. Sermayeyi üretime, bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi ihracata, emeği refaha bağlar. Böylece devlet üretenin sırtına binmez, önünü açar.” dedi.

İYİ Parti'nin tarım, sanayi ve ticarette “bereket ekonomisi” anlayışını savunduğunu kaydeden Dervişoğlu, girişimcilerin, mühendislerin ve yazılımcıların desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.

“Büyük Türkiye, büyük götürenlerin değil, pastayı büyütenlerin Türkiye’sidir. Büyük Türkiye, küçük dilimler için birbirine düşürülenlerin değil, büyük dilimleri paylaşan müreffeh Türkiye’dir.”

“TÜRK SANAYİCİSİ AVRUPA PAZARININ DIŞINDA BIRAKILMAMALI”

Avrupa Birliği'nin üretim ve ticaret politikalarında yaşanan değişime dikkati çeken Dervişoğlu, “Made in Europe” yaklaşımının Türkiye'nin otomotiv sektörü ve ihracatı açısından önem taşıdığını söyledi.

Türkiye'nin yıllık 40 milyar doları aşan otomotiv ihracatının yüzde 73'ünün Avrupa pazarına yöneldiğini belirten Dervişoğlu, Avrupa'daki yeni düzenlemelerin Türkiye'deki istihdamı doğrudan etkileyebileceğini ifade etti.

“Bunun Türkiye bakımından anlamı Brüksel'de yazılan birkaç teknik madde değildir. Bursa'daki otomotiv işçisinin işi, Kocaeli’ndeki mühendisin geleceği, Anadolu'daki yan sanayicinin siparişidir.”

Gümrük Birliği'nin güncellenmesi konusunda iktidarı eleştiren Dervişoğlu, ekonomik diplomasinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Şimdi Avrupa kendi üretimini korumak için duvar örüyorsa, bizim işimiz duvara kızmak değil, Türk üreticisinin o duvarın dışında kalmamasını sağlamaktır.”

Avrupa ile ticari ilişkilerin siyasi söylemler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini kaydeden Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Avrupa sevdası anlatacak halimiz yok. Bu bir gönül meselesi değil, menfaat ve pazar meselesidir. Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Türkiye'nin de Avrupa pazarına ihtiyacı vardır.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Avrupa Birliği'ne ilişkin açıklamalarını da değerlendiren Dervişoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten kişinin görevi, Brüksel’in kaybıyla teselli bulmak değil, Türkiye’nin kaybını önlemektir.” dedi.

“MAVİ VATAN'IN EDEBİYATINI DEĞİL, HUKUKUNU VE DİPLOMASİSİNİ YAPMAK GEREKİR”

Dış politikada tutarlı ve öngörülebilir bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini belirten Dervişoğlu, Ege Denizi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yunanistan'ın Ege'deki 12 mil iddiasının devam ettiğini belirten Dervişoğlu, deniz parkları, balıkçılık yasakları, denizaltı elektrik kablosu projeleri ve adaların silahlandırılması konularına dikkati çekti.

“Komşularımızla kavga aramak akıl değildir. Fakat barış istemekle, hakkından vazgeçmek de aynı şey değildir.”

Türkiye'nin deniz yetki alanlarına ilişkin haklarının diplomatik ve hukuki araçlarla korunması gerektiğini söyleyen Dervişoğlu, “Mavi Vatan'ın edebiyatını değil, hukukunu ve diplomasisini yapmak gerekir.” ifadelerini kullandı.

Dış politikada söylem ile uygulama arasında tutarlılık bulunması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, “Devlet politikası sarkaç değildir.” dedi.

“TÜRK DÜNYASI STRATEJİK ÖNCELİĞİMİZ OLMALIDIR”

Türkiye'nin dış politika önceliklerinde Türk dünyasına daha fazla yer verilmesi gerektiğini savunan Dervişoğlu, Azerbaycan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilişkilerin önemini vurguladı.

“Türk dünyası, Azerbaycan ve KKTC’den başlamak üzere ülkemiz için stratejik önceliğe sahip olmalıdır.”

Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya'nın stratejik öneminin yeterince dikkate alınmadığını öne süren Dervişoğlu, Türkiye'nin Türk devletlerinin egemenlik haklarına saygı göstermesi gerektiğini söyledi.

“Türkiye, Türk dünyası devletlerinin egemenliğine sınırsız bir saygı göstermelidir. Onları, Ortadoğu politikasında aldığı pozisyonla değerlendirmek eğiliminden derhal vazgeçmelidir.”

ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarına ve Orta Doğu'daki ittifak tartışmalarına da değinen Dervişoğlu, iktidarın bölgesel gelişmeler karşısındaki tutumunu eleştirdi.

Gazze ve İsrail konusunda kullanılan siyasi söylemlerle diplomatik ve ticari ilişkiler arasında tutarsızlık bulunduğunu savunan Dervişoğlu, “Gazze kürsülerinde başka, ticaret masasında başka, miting meydanında başka, güvenlik denkleminde başka bir Türkiye anlatamazsınız.” dedi.

“MECLİS YOK, KARARI VAR; SEÇİM KARARI YOK, TARİHİ VAR”

2028 seçimlerinin zamanlamasına ilişkin açıklamaları değerlendiren Dervişoğlu, seçimlerin yenilenmesine yönelik anayasal yetkinin TBMM'de bulunduğunu hatırlattı.

Cumhurbaşkanlığı danışmanlığı görevinde bulunan bir ismin seçimlerin Mart veya Nisan 2028'de yapılmasının büyük ölçüde netleştiği yönündeki açıklamasını eleştiren Dervişoğlu, Meclis tarafından henüz alınmamış bir kararın ilan edilemeyeceğini savundu.

“Anayasa ortadadır. Seçimlerin yenilenmesi için Meclis kararı gerektiği ortadadır. Meclis o kararı vermiş midir? Hayır.”

Dervişoğlu, yeni anayasa tartışmaları ve terör örgütünün silah bırakmasına ilişkin değerlendirmelerde de henüz gerçekleşmemiş süreçler üzerinden kesin sonuçlar açıklanmasını eleştirdi.

“Şimdi tabloya bakın: Meclis yok, kararı var. Seçim kararı yok, tarihi var. Tespit yok, neticesi var.”

Millet iradesinin anayasal düzenin temelini oluşturduğunu vurgulayan Dervişoğlu, “Cumhuriyetin sahibi millettir, öznesi hür yurttaştır.” ifadelerini kullandı.

“ELEŞTİRİ İHANET DEĞİLDİR, MUHALEFET AKSATMA DEĞİLDİR”

Basın özgürlüğü ve muhalefet hakkına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, gazetecilere yönelik soruşturma ve tutuklama uygulamalarını eleştirdi.

Dervişoğlu, demokratik düzende itiraz hakkının korunması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

“Eleştiri, ihanet değildir. Muhalefet, aksatma değildir. İtiraz, devlet düşmanlığı değildir. Devletin yaptığı işe itiraz edilebiliyor olması, Cumhuriyet'in karakteridir, kuralıdır, namusudur.”

Gazetecilerin haber alma ve haber verme özgürlüklerinin güvence altında bulunması gerektiğini belirten Dervişoğlu, anayasal hakların siyasi gerekçelerle sınırlandırılmasına karşı çıktı.

“Türkiye, bu zulmü daha fazla taşıyamaz. Biz sizi görüyor, sizi biliyoruz!”

Anayasal düzenin korunması konusundaki kararlılığını dile getiren Dervişoğlu, “Sizi makul, sizi makbul, sizi meşru gösterecek hiçbir bir oyunun içinde olmayacağız.” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE İÇİN BİRBİRİNİ BESLEYEN ÜÇ BÜYÜK TEHLİKE GÖRÜYORUZ”

Türkiye'nin devlet ve toplum düzenine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, ülkenin karşı karşıya bulunduğunu düşündüğü üç temel sorunu sıraladı.

“Bugün Türkiye için birbirini besleyen üç büyük tehlike görüyoruz: Bir, devlet kurumsallığının çöküşü; iki, toplumsal mutabakatın bozulması; üç, hak ve hürriyetlerin zayıflatılması.”

Bu sorunların birbirinden bağımsız olmadığını ifade eden Dervişoğlu, kurumsal yapının zayıflamasının hukuk güvenliğini ve toplumsal ilişkileri olumsuz etkilediğini savundu.

“Kurumlar çöktükçe hukuk şahsileşir; hukuk şahsileştikçe insanlar birbirine güvenmez; güven kayboldukça toplum öfkeye, korkuya ve kabileciliğe teslim olur.”

İYİ Parti'nin anayasal devlet anlayışıyla birlikte toplumsal uzlaşmayı da savunduğunu belirten Dervişoğlu, kutuplaşma ve korku üzerinden siyaset yapılmasına karşı olduklarını söyledi.

“Biz, kutuplaşmayı siyaset, öfkeyi fikir, travmalara yaslanan oy avcılığını marifet saymıyoruz. Biz, insanları korkutarak değil, onlara güvenerek siyaset yapıyoruz.”

“MİLLİYETÇİLİK HİÇ KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİLDİR”

Milliyetçilik anlayışına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, siyasi mücadelenin toplumsal saygı ve medeni ilişkiler temelinde yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

“Milliyetçilik her şeyden önce yüksek karakterli bir Türk olmayı gerektirir.”

Dervişoğlu, milliyetçiliğin herhangi bir siyasi yapının tekeline alınamayacağını belirterek, “Milliyetçilik hiç kimsenin tekelinde değildir. Bu milletin ortak bir değeri, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesidir.” dedi.

Dijital ortamlardaki linç kültürüne ve siyasi kutuplaşmaya da değinen Dervişoğlu, siyasette kullanılan yöntemlerin gelecekte kurulacak yönetim anlayışını belirlediğini ifade etti.

“Bugün yalanla taraftar toplayan, yarın devleti de yalanla yönetir. Bugün linçten medet uman, yarın hukuk yerine linç düzeni kurar.”

Dervişoğlu, siyasi mücadelede yöntem ve ilkelerin önemini, “Usul, her zaman esasa mukaddemdir.” sözleriyle vurguladı.

“BİZİM İSTEDİĞİMİZ TÜRKİYE, BİRBİRİNE GÜVENEBİLENLERİN CUMHURİYETİDİR”

Konuşmasının son bölümünde toplumsal birlik, Cumhuriyet değerleri ve ortak vatandaşlık bilinci üzerinde duran Dervişoğlu, Türkiye'nin geleceğinin toplumsal uzlaşma ve hukuk temelinde inşa edilmesi gerektiğini söyledi.

“Devleti yeniden kurumlarına, siyaseti akla, toplumu medeni münasebetlere, insanı da hürriyetine kavuşturacağız. Çünkü bizim istediğimiz Türkiye, birbirinden korkanların değil, birbirine güvenebilenlerin cumhuriyetidir.”

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin toplumsal birlik açısından önemini vurgulayan Dervişoğlu, siyasi aidiyetlerin millî kimliğin önüne geçirilmemesi gerektiğini ifade etti.

“Türk Milletini yeniden birleştirebilecek kudretteyiz. Hedefimiz ayrıştırmak değil, cumhuriyet değerlerine ve onun kuruluş felsefesine inanmış insanların sayısını, milletin sayısına eşitlemeye çalışmak olmalıdır.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü hatırlatan Dervişoğlu, bu anlayışın toplumsal mutluluk, esenlik ve ortak gelecek hedefiyle ilişkilendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Konuşmasını birlik ve beraberlik çağrısıyla tamamlayan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Hiçbir ayrım gözetmeden, sevdası Türkiye, kaygısı, büyük Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği olan herkesi birliğe, beraberliğine ve ortak mücadele etmeye davet ediyorum.”

Dervişoğlu, grup toplantısındaki son mesajında ise “Dava büyük, ülkü büyük, dert büyük, sırtımızda taşınacak yük büyük! Allah omuzlarımıza kuvvet versin!” dedi.

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmiyorum Beğenmiyorum 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Öfkeli Öfkeli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0