Psikiyatrik tanılara insan odaklı yaklaşım çağrısı: “Tanı insanın kimliği değildir”

Avukat, yazar ve araştırmacı Serra Taşköprü, psikiyatrik tedavi gören bireylerin hakları ve toplumdaki önyargılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Psikiyatrik tanının kişinin kimliğine dönüştürülmemesi gerektiğini belirten Taşköprü; hak arama özgürlüğü, mahremiyet, medya dili, hekim-hasta ilişkisinde güven ve toplumsal damgalamanın farklı biçimlerine dikkat çekti.

Eyl 29, 2026 - 09:14
 0  0
Psikiyatrik tanılara insan odaklı yaklaşım çağrısı: “Tanı insanın kimliği değildir”

Psikiyatrik tedavi gören bireylerin karşılaştığı toplumsal önyargılar ve psikiyatrik tanıların gündelik yaşamda kişileri tanımlayan bir etikete dönüşmesi tartışılırken, Avukat, yazar ve araştırmacı Serra Taşköprü, psikiyatrik bir tanının tıbbi değerlendirme olduğunu ve kişinin bütün kimliğini tanımlamadığını vurguladı.

Psikiyatrik “hasta” ifadesindeki “hasta” kelimesini özellikle tırnak içinde kullandığını belirten Taşköprü, “Bir insanın psikiyatrik tanısı olabilir. Tedavi görebilir, ilaç kullanabilir, yaşamının belirli bir döneminde yoğun desteğe ihtiyaç duyabilir. Fakat bütün bunların toplamı dahi o insanın kimliğinin tamamı değildir. Karşımızda bir tanı değil, insan vardır. Ben bu nedenle ‘hasta’ kelimesini özellikle tırnak içinde kullanıyorum.” dedi.

“HER ŞEYİ TANIYA TESLİM EDİYORUZ”

Serra Taşköprü, psikiyatrik tanısı bulunan kişilerin itirazlarının, öfkelerinin veya hak arama girişimlerinin doğrudan tanılarıyla ilişkilendirilmesinin damgalama riski taşıdığına dikkat çekti.

Taşköprü, “Bir insan itiraz ettiğinde ‘hastalığından’, öfkelendiğinde ‘hastalığından’, hakkını aradığında yine ‘hastalığından’ diyorsak ortada çok ciddi bir problem vardır. Çünkü bir noktadan sonra insanın kendisine ait hiçbir duygu ve düşünce bırakmıyoruz. Her şeyi tanıya teslim ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Psikiyatrik durumun uzmanlar tarafından klinik açıdan değerlendirilmesi ile kişinin bütün söz ve davranışlarının psikiyatrik tanısıyla açıklanmasının birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Taşköprü, psikiyatri biliminin önemine de vurgu yaptı.

“Psikiyatri biliminin varlığını ve önemini tartışmıyorum. Tam tersine, psikiyatriye duyulan güvenin korunması gerektiğini düşünüyorum. Fakat bilimin insanı koruyan tarafıyla damgalamanın insanı susturan tarafını birbirinden ayırmak zorundayız.”

“HAK ARAMAK PSİKİYATRİK BELİRTİ DEĞİLDİR”

Psikiyatrik tedavi görmenin kişinin temel haklarını ortadan kaldırmadığını vurgulayan Serra Taşköprü, “Hak aramak psikiyatrik belirti değildir.” dedi.

Psikiyatrik “hasta” haklarının temelinde insan haklarının bulunduğunu belirten Taşköprü, şöyle konuştu:

“Psikiyatrik ‘hasta’ hakkı dediğimiz şeyin özünde insan hakkı vardır. Mahremiyet insan hakkıdır. Bilgilendirilmek insan hakkıdır. Onurunun korunması insan hakkıdır. İtiraz edebilmek, soru sorabilmek, başvuruda bulunabilmek insan hakkıdır. Bir insanın psikiyatrik tanı almasıyla bu hakların hiçbiri ortadan kalkmaz.”

DAMGALAMA FARKLI BİÇİMLERDE ORTAYA ÇIKABİLİYOR

Ruhsal sorunlarla mücadele eden kişilerin yalnızca tedavi süreçleriyle değil, toplumun psikiyatrik tanılara yüklediği anlamlarla da karşı karşıya kalabildiğini ifade eden Taşköprü, kişinin kendisini sürekli topluma kanıtlamak zorunda bırakılmasının da ayrı bir yük oluşturduğunu söyledi.

“İnsan tedaviyle uğraşıyor, bir de kendisini topluma ispatlamaya çalışıyor. ‘Ben de çalışabilirim, üretebilirim, düşünebilirim, sevebilirim, karar verebilirim’ demek zorunda bırakılıyor. Neden? Çünkü başına bir tanı yazılmış. Asıl sorgulamamız gereken noktalardan biri bu.”

Serra Taşköprü, damgalamanın yalnızca açık hakaret veya dışlamayla sınırlı olmadığını; kişinin yerine sürekli karar verilmesi, söylediklerine baştan kuşkuyla yaklaşılması, başarılarının görmezden gelinmesi veya davranışlarının sürekli psikiyatrik tanısıyla açıklanmasının da daha örtülü biçimlerde ortaya çıkabileceğini ifade etti.

“DOSYA TIBBİ BİLGİYİ VERİR, İNSANIN TAMAMINI VERMEZ”

Sağlık kayıtları ve psikiyatrik tanıların tıbbi gerekliliğine karşı çıkmadığını belirten Taşköprü, kişinin yalnızca sağlık dosyasındaki bilgiler üzerinden değerlendirilmesinin doğru olmadığını söyledi.

Taşköprü, “Dosyada bir tanı yazıyor olabilir. Ama o dosyada insanın zekâsı yazmaz, vicdanı yazmaz, hayalleri yazmaz, mizahı yazmaz, yeteneği yazmaz, ne kadar sevdiği yazmaz, ne ürettiği yazmaz. Dosya tıbbi bilgiyi verir; insanın tamamını vermez.” dedi.

Psikiyatrik “hasta” haklarının yalnızca sağlık kuruluşlarının konusu olmadığını vurgulayan Serra Taşköprü, meselenin çalışma hayatından aile ilişkilerine, hukuk sisteminden medyaya kadar geniş bir alanı ilgilendirdiğini kaydetti.

MEDYAYA “TANIYI MANŞETE DÖNÜŞTÜRMEYİN” ÇAĞRISI

Medyanın psikiyatrik tanılara yaklaşımına da değinen Serra Taşköprü, özellikle suç ve şiddet haberlerinde olayla ilgisi bulunmayan psikiyatrik geçmişin öne çıkarılmasının toplumsal önyargıları güçlendirebileceğine dikkat çekti.

“Bir kişinin yaptığı davranışın sorumluluğunu milyonlarca insana yükleyemeyiz. Bir olayda psikiyatrik tanıyı gereksiz yere öne çıkarırsanız insanların zihninde ‘psikiyatrik tanı eşittir tehlike’ şeklinde bir denklem kurulmasına katkıda bulunabilirsiniz. Oysa insanları tanılarıyla değil, somut davranışlarıyla değerlendirmek gerekir.”

“SAĞLIKLI SİSTEM İKİ TARAFI BİRLİKTE KORUYABİLMELİ”

Serra Taşköprü, psikiyatrik “hasta” haklarının savunulmasının psikiyatri veya hekim karşıtlığı anlamına gelmediğinin altını çizdi.

“Psikiyatristin de hakları vardır. Hekimin güvenliği de önemlidir. Psikiyatrik ‘hasta’ haklarını savunmak hekimi hedef almak anlamına gelmemeli; hekim haklarını savunmak da ‘hasta’yı susturmak anlamına gelmemeli. Sağlıklı sistem iki tarafı birbirine karşı koruyan değil, iki tarafı birlikte koruyabilen sistemdir.”

Psikiyatride hasta-hekim ilişkisinin temel unsurlarından birinin güven olduğunu belirten Taşköprü, tedavi gören kişinin bu süreçte yaşamının en kişisel ve kırılgan alanlarını paylaşabildiğine işaret etti.

“Psikiyatride insan bazen hiç kimseye anlatmadığı şeyleri anlatıyor. Çocukluğunu, travmalarını, korkularını, ilişkilerini, utançlarını, en kırılgan taraflarını açıyor. Dolayısıyla güven burada sıradan bir mesleki ayrıntı değil, ilişkinin temelidir.”

“NORMALİN SINIRLARINI KİM BELİRLEDİ”

Toplumdaki “normal” kavramını da değerlendiren Serra Taşköprü, insan zihni ve duygularındaki çeşitliliğin kabul edilmesinin önemine dikkat çekti.

“Normal kim? Normalin sınırlarını kim belirledi? Hepimiz aynı şekilde mi üzülüyoruz, seviyoruz, öfkeleniyoruz, yas tutuyoruz? İnsan zihninin ve duygularının çeşitliliğini kabul etmeden ruh sağlığı üzerine sağlıklı bir toplumsal dil kuramayız.”

Bu yaklaşımın psikiyatrik rahatsızlıkların veya tedavinin gerekliliğinin reddedilmesi anlamına gelmediğini vurgulayan Taşköprü, “Tanıyı reddetmekten söz etmiyorum. Tanının insanı yutmasına itiraz ediyorum. Tıbbi gerçeklikle insan onurunu karşı karşıya getirmek zorunda değiliz.” ifadelerini kullandı.

“ASLINDA ‘ONLAR’ DİYE BİR GRUP YOK”

Ruhsal desteğe duyulan ihtiyacın yaşamın farklı dönemlerinde herkes için ortaya çıkabileceğini belirten Serra Taşköprü, psikiyatrik tanısı bulunan kişilerin toplumdan ayrı bir grup olarak değerlendirilmesine de karşı çıktı.

“Bugün uzaktan bakıp ‘onlar’ dediğiniz insanların bulunduğu yerde yarın siz olabilirsiniz. Çocuğunuz olabilir, anneniz olabilir, kardeşiniz olabilir, sevdiğiniz insan olabilir. O yüzden aslında ‘onlar’ diye bir grup yok. Hepimiz varız.”

Psikiyatrik tanılara yönelik damgalamayla mücadelenin aynı zamanda bir insan hakları meselesi olduğunu vurgulayan Taşköprü, “İnsanları tanıları üzerinden kategorize etmeyi bıraktığımız gün yalnızca psikiyatrik ‘hasta’ hakları açısından ilerleme kaydetmiş olmayacağız. İnsan hakları konusunda da ilerlemiş olacağız.” dedi.

Serra Taşköprü, değerlendirmelerini şu sözlerle tamamladı:

“Tanı tıbbındır. Hak insanındır. Damga ise toplumun kaldırması gereken bir yüktür.”


Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmiyorum Beğenmiyorum 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Öfkeli Öfkeli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0