Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan: “Mekke Anlaşması'nı Bu Haliyle Kabul Etmeyeceğiz”
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM'deki grup toplantısında Mekke Savunma İşbirliği Anlaşması'na karşı olduklarını açıkladı. Ekonomi politikalarını “Çıplak Vatandaş Ekonomisi” olarak nitelendiren Arıkan, fon yolsuzluğu iddialarının siyasi ayağının açıklanmasını istedi. COP31 Zirvesi'ne İsrail'in katılımını eleştiren Arıkan, süt üreticilerinin sorunlarına ve lösemili çocukların tedavi süreçlerine ilişkin çağrılarda bulundu.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, 4 Kasım 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) gerçekleştirilen grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. AK Parti'nin 24 yıllık iktidarını ekonomi, adalet, dış politika ve kamu yönetimi üzerinden eleştiren Arıkan, TBMM gündemindeki Mekke Savunma İşbirliği Anlaşması'na mevcut haliyle karşı olduklarını duyurdu.
Türkiye'nin ekonomik göstergeleri ile vatandaşların yaşadığı geçim sıkıntısı arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu savunan Arıkan, fon yolsuzluğu iddialarının siyasi bağlantılarının araştırılmasını istedi. Antalya'da düzenlenecek COP31 Zirvesi, çiğ süt üreticilerinin maliyetleri ve lösemili çocukların karşılaştığı sorunlar da Arıkan'ın gündeminde yer aldı.
“AK PARTİ BİNBİR KRİZİN BAŞ SORUMLUSUDUR”
AK Parti'nin iktidara gelişinin 24. yıl dönümünü hatırlatan Mahmut Arıkan, partinin 2002 seçim beyannamesinde yer alan kriz ve yönetim sorumluluğuna ilişkin ifadeleri gündeme taşıdı.
Arıkan, AK Parti'nin seçim beyannamesinin sekizinci sayfasında yer alan, “Krizin sorumlusu halkımız değildir. Krizin sorumlusu ülkeyi yönetenlerdir.” ifadelerini hatırlatarak şunları söyledi:
“Bugün 4 Kasım 2026! Tam 24 yıl önce, 4 Kasım sabahı AK Parti ilk defa iş başı yapmıştı. Değerli arkadaşlar, siyasetin hafızası silinmez. Hele ki bir iktidarın kendi el yazısıyla tarihe bıraktığı sözler hiç silinmez. Milletimiz o gün, güçlü, özgür, üreten bir Türkiye umuduyla oy vermişti. Ancak 2001 krizinin ardından 'Sorumlu iktidardır, biz krizleri çözeceğiz.' diyerek iktidara gelen AK Parti, bugün binbir krizin baş sorumlusu olarak iktidarda duruyor.”
AK Parti'nin geçmişte eleştirdiği yönetim anlayışını bugün kendisinin uyguladığını öne süren Arıkan, Meclis denetimi ve siyasi sorumluluk konularına değindi.
“Bu iktidar, her fırsatta eski Türkiye'nin zayıf, kendi yönettikleri Türkiye'nin güçlü olduğunu söylüyor. Hatırlarsınız, eski Türkiye'de gensoru vardı. Bakanlar Meclis'in karşısına çıkardı. Bugün ise milletin sorularını cevapsız bırakan, hesap vermekten kaçan bakanlar var, iktidar var. Eski Türkiye'de bakanlar Yüce Divan'da yargılanırdı. Bugün, haklarında tweet bile atılamıyor. Sorumluluğu üstlenmek yerine koltuğa yapışanlar var.”
Arıkan, AK Parti'nin güçlü, özgür ve üreten Türkiye vaatlerinin gerçekleşmediğini savunarak dış politika kararları, temel haklar ve ekonomik yapı üzerinden iktidara eleştiriler yöneltti.
“SORUNUN SEBEBİ OLANLAR, ÇÖZÜMÜN ADRESİ OLAMAZLAR”
Gençlerin işsizlik, düşük ücretler ve artan yaşam maliyetleri nedeniyle gelecek planları yapmakta zorlandığını belirten Arıkan, 2002 yılında çocuk olan kuşağın bugün karşı karşıya kaldığı ekonomik koşullara dikkat çekti.
“Düşününüz, 4 Kasım 2002'de 1 yaşında olan bir evladımız bugün 25. yaş gününü kutluyor. Ancak ne acıdır ki 25 yaşındaki o genç iş bulamıyor. İş bulsa güvencesiz ya da düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Böyle olunca evlilik hayali kuramıyor.”
IMEI kayıt ücreti, pasaport harcı, yurt dışına çıkış harcı ve ehliyet ücretlerinin gençler üzerindeki ekonomik yükünü eleştiren Arıkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O gençlerin hayalleri, bugün iktidar sakinlerinin, makam sahiplerinin vurgunlarına arka fon olmuş. Görüyor ve yaşıyoruz ki iktidarın takvimiyle milletin takvimi aynı işlemiyor.”
Arıkan, iktidarın değişmesi gerektiğini savunarak şu ifadeleri kullandı:
“AK Parti iktidarı, neyi eleştirdiyse ona dönüştü, dün neye karşı çıktıysa bugün daha fazlasını yapar hâle geldi. Bu kürsüden birçok kez söyledim, yine söylüyorum; sorunun sebebi olanlar, çözümün adresi olamazlar. Bu iktidar miadını doldurmuştur. Ve Türkiye, bu tükenmişliğe, bu fetret devrine mecbur değildir.”
“TÜRKİYE ARTIK BU RAKAM OYUNLARINDAN BIKTI”
Ekonomide açıklanan verilerin vatandaşların günlük yaşamındaki karşılığını sorgulayan Arıkan, yıllık enflasyon oranının yüzde 29,77 olarak açıklandığını hatırlattı.
Arıkan, enflasyondaki düşüşün fiyatların gerilediği anlamına gelmediğini belirterek şunları kaydetti:
“Yıllardır konuştuğumuz, bir türlü ateşi söndürülemeyen enflasyon meselesi var. Dün yeni enflasyon rakamları açıklandı. Yıllık enflasyon ise yüzde 29,77 oldu. Türkiye sizin bu rakam oyunlarınızdan bıktı artık. Enflasyonun hikâyeden düşmesiyle hayatın ucuzlaması arasındaki farkı vatandaş sayenizde yaşayarak biliyor.”
Enflasyon verilerinin milyonlarca emekli ve asgari ücretlinin maaş artışlarını etkileyeceğini ifade eden Arıkan, ücret politikalarına da tepki gösterdi.
“Sözde komisyonlar toplayacaksınız, müzakereler yapacaksınız, pazarlıklar yürüteceksiniz. İşin sonunda asgari ücretliye de emekliye de sabır tavsiye edeceksiniz. Emekliye gelince takvim gösterip sabır isteyenler, faizciye, foncuya gelince hiç aynı sabrı istemiyor.”
“EKONOMİ BÜYÜYORSA VATANDAŞ NEDEN DAHA FAZLA BORÇLANIYOR?”
Vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamak için giderek daha fazla borçlandığını savunan Arıkan, kredili mevduat hesabı kullanımındaki artışı örnek gösterdi.
“Kredili mevduat hesabı, yani eksi bakiye kullanımı dört yılda yüzde 271 artmış. Yani vatandaş artık ev almak, araba almak için değil, ay sonunu getirmek için borçlanıyor. Düşünebiliyor musunuz? Türkiye'de ilk defa milyonlarca insan evine ekmek götürebilmek için kredi çekiyor.”
Esnafın karşılıksız çekler, protestolu senetler ve takipteki borçlarla mücadele ettiğini belirten Arıkan, iktidar temsilcilerini Ankara Kızılay'daki esnafın sorunlarını dinlemeye çağırdı.
İstihdam verilerine de değinen Arıkan, eylül ayında istihdamın 49 bin kişi azaldığını, işsiz sayısının 198 bin kişi arttığını ve genç işsizlik oranının yüzde 14,8'e ulaştığını söyledi.
“Milletvekili, belediye başkanı transfer sayısını düşündüğünüz kadar hiç işsiz genç sayısını düşündünüz mü? Ekonomi büyüyorsa bu vatandaş neden daha fazla borçlanıyor? Ekonomi büyüyorsa bu esnaf neden borcunu ödeyemiyor? Neden bu memlekette her gün vatandaşın sofrasından bir şeyler eksiliyor?”
“ÇIPLAK VATANDAŞ BUGÜN İKTİDARIN EKONOMİ MODELİNİN ADIDIR”
Mahmut Arıkan, ekonomik koşulları eleştirirken Şener Şen'in başrolünde oynadığı 1985 yapımı Çıplak Vatandaş filmine atıfta bulundu.
Filmde geçim sıkıntısı yaşayan bir devlet memurunun hikâyesinin anlatıldığını hatırlatan Arıkan, aradan geçen 41 yılın ardından benzer ekonomik sorunların devam ettiğini savundu.
“Çıplak Vatandaş eskiden sadece bir Yeşilçam filmi idi, bugün iktidarın ekonomi modelinin adı oldu. Bugün vatandaşın maaşı daha hesabına yatmadan borçlara gidiyor. Cebindekini vergiler, sofrasındakini zamlar, geleceğini borçlar tüketiyor. AK Parti ekonomisi, bugün Çıplak Vatandaş ekonomisidir.”
Vergiler, zamlar ve enflasyonun vatandaşların alım gücünü azalttığını belirten Arıkan, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Açık söylüyorum: Vatandaşı fonla soydular, enflasyonla soydular, zamlarla soydular, ÖTV'yle, KDV'yle, MTV'yle soydular. Bu yüzden insanımızın pazarda meyveyi taneyle aldığı ekonomi, Çıplak Vatandaş ekonomisidir. Çocuğuna istediği harçlığı veremeyen babanın ekonomisi, Çıplak Vatandaş ekonomisidir.”
Arıkan, ekonomik politikalara yönelik tepkisini, “Bu ülke sahipsiz değildir. Çıplak Vatandaş ekonomisinin hesabını milletimiz sandıkta soracaktır.” sözleriyle dile getirdi.
“SİZ KALP CERRAHINI BEYİN AMELİYATINA SOKUYORSUNUZ”
Kamuoyunda tartışılan fon yolsuzluğu iddialarını gündeme getiren Arıkan, 47 gündür devam ettiğini belirttiği tartışmalara rağmen fon listesindeki isimlerin açıklanmadığını savundu.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yönetimindeki görevlendirmelere değinen Arıkan, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı ve Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) geçmişi bulunan isimlerin yeni görevlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“Yeni atananlar liyakatlidir, değildir; onu zaten süreç gösterecektir. Ancak bir hatırlatma yapmak istiyorum: Cumhurbaşkanı 'Bir cerrah titizliğiyle meseleyi ele alacağız.' demişti. Size bir dost uyarısında bulunmak istiyoruz: Yaptığınız atamalara baktığımızda siz kalp cerrahını beyin ameliyatına sokuyorsunuz. Bu hasta, bu masada kalır.”
Fon iddialarının soruşturulmasıyla sermaye piyasalarına duyulan güvenin yeniden sağlanmasının farklı süreçler olduğunu belirten Arıkan, “Soruşturma yürütmek başka, sermaye piyasasını yeniden güvenilir hâle getirmek başkadır. Mevcut dosyaları incelemek başka, aynı krizin bir daha yaşanmayacağı bir sistem kurmak başkadır.” dedi.
“AKP'YE OPERASYON NE ZAMAN YAPILACAK?”
Fon yolsuzluğu iddialarının yalnızca bürokratik boyutuyla ele alınamayacağını savunan Arıkan, siyasi sorumluların da açıklanmasını istedi.
Arıkan, iktidarın ilgili kurumlarda yaptığı değişiklikleri hatırlatarak şu soruları yöneltti:
“Bu iktidar, SPK'ya operasyon yaptı, MKK'ya operasyon yaptı, BDDK'ya operasyon yaptı. Peki, bu iktidar AKP'ye ne zaman neşter vuracak? Bu iktidar AKP'ye ne zaman operasyon yapacak?”
İddiaların siyasi bağlantıları bulunduğunu öne süren Arıkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Liste orada! AK Parti Genel Başkanının makam odasında, masanın üstünde! Bu yolsuzlukta bütün yollar siyasi ayağa çıkar. Bu işin siyasi ayağını açıklamak zorundasınız. Bu işin bedelini sadece bürokratlara, hatta bu olayla hiç alakası olmayan insanlarımıza ödetemezsiniz.”
“DİYANET CAMİASINI VE TÜRKİYE DİYANET VAKFINI HEBA ETMEYİN”
Fon iddialarının toplumdaki kurumlara duyulan güveni de etkilediğini belirten Arıkan, görüştüğü bir imamın kendisine aktardığı olayı grup toplantısında paylaştı.
Arıkan, imamın kendisine bir cemaat üyesinin, “Hocam! Bizden topladığınız paraları Diyanet fona yatırmış diyorlar. Yoksa siz de mi foncusunuz?” diye sorduğunu anlattı.
Yaşanan olayın toplumdaki güven sorununu gösterdiğini savunan Arıkan, şu ifadeleri kullandı:
“Yıllardır aynı camide, aynı safta namaz kılan insanlar, bugün birbirinden şüphe eder hâle gelmiş. Şimdi buradan iktidara sesleniyorum. Sizin yaptığınız hataların bedelini, milletin önüne geçip mihrapta namaz kıldıran imamlarımız ödemek zorunda değil.”
Diyanet personelinin ve hayır kurumlarının iddialar nedeniyle zan altında bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Arıkan, sorumluların ortaya çıkarılmasını istedi.
“Lafı eveleyip gevelemeyeceksiniz. O listeleri açıklayacaksınız. Kim bu işin içindeyse ortaya çıkaracaksınız. Kim milletin parasına el uzatmışsa hesabını soracaksınız. Kendi sorumluluğunuzu gizlemek uğruna bu milletin imamını da hayır kurumlarını da zan altında bırakmayacaksınız.”
6 Şubat depremleri sonrasında Kızılay'a yönelik tartışmaları da hatırlatan Arıkan, “Bu fon depreminde de Diyanet camiasını ve Türkiye Diyanet Vakfını heba etmeyin.” çağrısında bulundu.
“KİM OLURSA OLSUN O HESAP SORULACAK”
Yolsuzluk iddialarında kişilerin aile bağları veya siyasi konumları nedeniyle korunamayacağını belirten Arıkan, hukuk önünde eşitlik vurgusu yaptı.
“Adalet nedir? Masumu korumak, suçludan hesap sormaktır. Kamuoyuna yansıyan iddiaları, ifadeleri görüyoruz. Biri 'Oğluma dokundurmam.' diyor. Öbürü 'Damadıma dokundurmam.' diyor. Bir başkası 'Bana kimse dokunamaz.' diyor.”
Saadet Partisi'nin iktidarında yolsuzluk iddialarının ayrım yapılmadan soruşturulacağını söyleyen Arıkan, şu ifadeleri kullandı:
“Bizim iktidarımızda, ortada bir suç varsa, bir yolsuzluk varsa; oğlumuz da olsa dokunulacak, damadımız da olsa dokunulacak, pederimiz de olsa dokunulacak, kayınpederimiz de olsa dokunulacak. Milletin hakkına, yetimin malına, gençlerimizin geleceğine el uzatan herkesten hukuk önünde hesap sorulacak.”
“PİSLİK PİSLİKLE YIKANMAZ”
Siyasi tartışmaların vatandaşların temel sorunlarından uzaklaştığını savunan Arıkan, iktidar ve muhalefetin karşılıklı iddialar üzerinden siyaset yürüttüğünü söyledi.
“Türkiye'de siyaset, milletin sorunlarına çözüm üretmek yerine bir skandalı başka bir skandalla unutturma yarışına sürükleniyor. Artık her yeni iddia, bir öncekinin üzerini örtmenin aracına dönüştü. Hesap vermesi gerekenler hesap sormaya, açıklama yapması gerekenler başkalarının ayıplarını sergilemeye soyunuyor.”
Fon yolsuzluğu, gayriahlaki ilişkiler ve istismar iddialarının siyasi tartışmalarda birbirine karşı kullanıldığını öne süren Arıkan, “Herkes birbirinin kirli çamaşırlarını ortaya döküyor ama kimse kendi kapısının önünü süpürmeye yanaşmıyor. Buradan açıkça ifade ediyoruz: Pislik, pislik ile yıkanmaz.” dedi.
“BİZ DOĞRUNUN KENDİSİNİ İSTİYORUZ”
Siyasi partilerin birbirlerinin hataları üzerinden avantaj sağlamaya çalışmak yerine toplumun sorunlarına çözüm üretmesi gerektiğini ifade eden Arıkan, hem iktidara hem muhalefete seslendi.
“Bizim aradığımız, kötüler arasında bir sıralama yapmak değildir. Milletimiz kötünün iyisini seçmek mecburiyetinde değil, biz milletimize doğrunun kendisini teklif ediyoruz.”
Emeklilerin, asgari ücretlilerin, gençlerin ve çiftçilerin yaşadığı sorunların siyasi tartışmaların gölgesinde kaldığını belirten Arıkan, şöyle devam etti:
“Bu millet, sizin birbirinizin ayıplarını saymanızdan yoruldu. Sürekli değişen gündemlerin, cevapsız bırakılan soruların, sonuçsuz kalan tartışmaların arasında milletin gerçek meseleleri kayboluyor. Siz ise milletin gerçek sorunlarına çözüm üretmek yerine birbirinizin yanlışlarından siyasi kazanç elde etmenin hesabını yapıyorsunuz.”
“MEKKE ANLAŞMASI'NI BU HALİYLE KABUL ETMEYECEĞİZ”
Konuşmasının dış politika bölümünde TBMM gündemindeki Mekke Savunma İşbirliği Anlaşması'na geniş yer ayıran Arıkan, anlaşmanın Türkiye'nin gelecekteki askerî yükümlülükleri ve bölgesel ilişkileri açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini savundu.
Arıkan, anlaşmanın adının tek başına içerdiği hükümlerin doğruluğunu göstermeyeceğini belirterek şunları söyledi:
“Biz en başından beri savaş değil barış, çatışma değil diyalog, sömürü değil adalet diyen bir anlayışın mensuplarıyız. Bir mutabakatın üzerinde Mekke yazması, mutlaka Mekke'nin temsil ettiği değerlerle örtüştüğünü göstermez.”
Mekke'nin güvenliğinin Filistin, Gazze ve Kudüs'ün geleceğinden ayrı değerlendirilemeyeceğini ifade eden Arıkan, anlaşmanın Türkiye'yi bölgesel çatışmaların tarafı hâline getirme ihtimalinin açıklığa kavuşturulmasını istedi.
“Türkiye'nin önümüzdeki on yıllarda, Mehmetçiğimizin nerede, hangi şartlarda görev yapacağını, ülkemizin hangi bölgesel çatışmaların tarafı hâline gelebileceğini ilgilendiren tarihî bir karar bulunuyor. Anlaşma metnini okuyunca ilk olarak aklımıza iki soru geliyor: Bir, kimi savunacağız? İki, kime karşı savaşacağız? Birinci sorunun cevabı belli. Peki, ikinci soru? Bunun cevabını net bir şekilde sözleşmenin maddeleri içerisinde görmek istiyoruz.”
“2003'Ü UNUTMAYIN”
TBMM üyelerine seslenen Arıkan, Türkiye'nin bölgesel çatışmalarda yeni cepheler oluşturmak yerine diplomatik çözüm için çalışması gerektiğini belirtti.
“Türkiye'nin tarihî vazifesi, iki Müslüman ülke arasında cephe kurmak, bir Müslüman ülkenin savaşına yeni taraflar eklemek, bölge ülkelerini birbirine karşı silahlandırmak değildir. Türkiye'nin tarihî vazifesi, bu ülkeleri aynı masa etrafında buluşturmaktır, anlaşmazlıkları çözmektir ve bölgemizin geleceğini birlikte inşa etmektir.”
Arıkan, 1 Mart 2003 tezkeresini hatırlatarak milletvekillerine tarihî sorumluluk çağrısında bulundu.
“Erbakan Hocamızın, 1 Mart tezkeresi öncesinde taşıdığı endişenin ne demek olduğunu, bir tek masum çocuğun hayatı için yaptığı o tarihî uyarıyı Saadet Partisi Genel Başkanı olarak bugün çok daha iyi anlıyorum. Sözüm, millet adına karar verme yetkisini elinde bulunduran herkesedir. Size gerçek bir dost olarak sesleniyorum: 2003'ü unutmayın!”
Türkiye'nin ABD ve İsrail'in bölgesel politikalarına göre hareket etmemesi gerektiğini savunan Arıkan, kurulacak iş birliklerinin bölge ülkelerinin bağımsızlığını ve güvenliğini esas almasını istedi.
“Bir birliktelik kurulacaksa ABD'nin veya İsrail'in bölgesel hesaplarını kolaylaştırmak için değil, bölge ülkelerinin bağımsızlığını, coğrafyamızın güvenliğini ve adil bir barışı sağlamak için kurulmalıdır. Mekke'nin güvenliği de Kudüs'ün özgürlüğü de Yemen'in geleceği de Türkiye'nin bağımsızlığı da birbirinden kopuk meseleler değildir.”
Anlaşmayı onaylayacak milletvekillerinin de sorumluluk taşıyacağını vurgulayan Arıkan, Saadet Partisi'nin tutumunu şu sözlerle açıkladı:
“Biz Saadet Partisi olarak, böyle bir sorumluluğu almayacağımızı, Mekke Anlaşması'nı bu haliyle kabul etmeyeceğimizi aziz milletimize ilan ediyoruz. Biz, bölge ülkelerinin ortak geleceği için bir araya gelmesini savunuyoruz. Ancak bir Müslüman ülkenin güvenliğini, başka bir Müslüman ülkenin güvensizliği üzerine inşa etmeyi kabul etmiyoruz.”
“BİRİNCİ RAMSES GİDER, İKİNCİ RAMSES GELİR”
Uluslararası siyasette yaşanan gelişmeleri de değerlendiren Arıkan, ABD'deki seçim sonuçları üzerinden küresel siyasi ve ekonomik sistemlere yönelik eleştirilerde bulundu.
ABD'de Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki siyasi değişimlerin ülkenin dış politika anlayışını köklü biçimde değiştirmeyeceğini savunan Arıkan, şu ifadeleri kullandı:
“Cumhuriyetçilerin yerini Demokratların alması, Amerika'nın ekonomik sistemini, Amerika'nın küresel rolünü değiştirecek mi? Amerika'nın savaş ekonomisi, Amerika'nın emperyalist dış politikası Demokratlar seçimi kazanınca ortadan kalkacak mı?”
Siyasi aktörlerin değişmesinin mevcut sistemin değiştiği anlamına gelmediğini belirten Arıkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aktörler değişebilir, politikalar kısmen değişebilir, yönetimler el değiştirebilir. Ama sistemi değiştirmediğiniz sürece aynı düzen, kendisine yeni aktörler üretir. Birinci Ramses gider, İkinci Ramses gelir. Ancak piramit inşaatı kaldığı yerden devam eder. Bir Netanyahu gider, bir Netanyahu gelir. Böyle olursa Filistin'deki zulüm kaldığı yerden devam eder.”
Türkiye'nin ve bölgenin geleceğinin başka ülkelerdeki seçim sonuçlarına bırakılmaması gerektiğini ifade eden Arıkan, “Ülkemizin ve bölgemizin geleceğini İsrail'de, Amerika'da yapılacak seçimler değil, Türkiye'de yapılacak seçimler belirler. Amerikan Kongresindeki senatörlerin değil, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekillerinin tercihleri belirler.” dedi.
“BUNUN ADI YEŞİL DÖNÜŞÜM DEĞİL, YEŞİL SÖMÜRGECİLİKTİR”
Antalya'da başlayacağını belirttiği Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31'e ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arıkan, küresel iklim politikalarının ekonomik çıkarlar doğrultusunda şekillendirildiğini savundu.
Arıkan, zirve hazırlıkları sırasında kentteki yoksulluk görüntülerinin gizlenmeye çalışıldığını öne sürerek şu ifadeleri kullandı:
“Tıpkı NATO zirvesi hazırlıklarında Ankara'da olduğu gibi, yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine yoksulluğun üzerini brandalarla örtme alışkanlığı Antalya'da da devam etti. Oysa biz biliyoruz ki yoksulluğun üzerini brandayla örtebilirsiniz ama bununla yoksulluğu ortadan kaldıramazsınız. Çevre sorunlarının üzerini de yeşil sloganlarla örtebilirsiniz ama doğayı bu şekilde koruyamazsınız.”
İklim krizinin mevcut ekonomik sistemden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Arıkan, küresel güçlerin çevre politikalarına yönelik eleştirilerini şöyle dile getirdi:
“Bugün iklim krizinin ortaya çıkmasında en büyük sorumluluğu taşıyan küresel güçler, aynı zamanda bu krizin çözümünü de kendi ticari çıkarlarına göre şekillendirmek istiyor. Bir taraftan dünyayı kirletiyorlar, diğer taraftan dünyayı kurtarmanın teknolojisini, kredisini, sertifikasını satıyorlar.”
Arıkan, “Bunun adı yeşil dönüşüm değil, yeşil sömürgeciliktir. Sömürünün rengini değiştirmek, sömürüyü ortadan kaldırmaz. Bugün dünya, çevre krizinin nedenlerini tartışmadan sonuçlarını yönetmeye çalışıyor.” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE'DE YAPILACAK BİR ZİRVEDE İSRAİL'İN NE İŞİ VAR?”
COP31 Zirvesi'ne İsrail'in katılımına tepki gösteren Arıkan, Gazze'deki saldırıların çevresel etkilerinin uluslararası iklim gündeminde yeterince ele alınmadığını savundu.
Arıkan, “Öncelikle Türkiye'de yapılacak bir zirvede İsrail'in ne işi var?” sorusunu yönelterek şöyle konuştu:
“Yıllardır İsrail'in öldürdüğü çocukları, kadınları, sivilleri umursamıyorsunuz. Biz çevreciyiz diyorsunuz. İnsanları öldürmek için İsrail, Gazze'de 100 bin tondan fazla patlayıcı kullanarak tarım arazilerini, su kaynaklarını, zeytinlikleri yok etti, ekokırım suçu işledi. Bunu da mı görmezden geleceksiniz?”
Uluslararası kuruluşların çevre politikalarında tutarsız davrandığını ileri süren Arıkan, zirvenin İsrail'in Gazze'deki faaliyetleri karşısındaki tutumunu eleştirdi.
“İşte Antalya'daki COP31'in özeti budur: Bunların çevreciliği, İsrail karşılarına çıkana kadardır. Gazze'nin toprağını ve suyunu zehirleyenlerin Türkiye topraklarında çevre ve gelecek nutukları atmasına ev sahipliği yapmak, tarihî bir zuldür.”
Arıkan, çevre politikalarında insan hayatının ve doğal kaynakların birlikte korunması gerektiğini vurgulayarak “Dünyanın ihtiyacı, yeşile boyanmış bir sömürü düzeni değil, insanı ve tabiatı birlikte koruyan yeni bir dünya düzenidir.” dedi.
“BAĞIMSIZ VE ŞEFFAF BİR SÜT MALİYET ENDEKSİ KURUN”
Tarım ve hayvancılık sektöründeki sorunlara da değinen Arıkan, çiğ süt üreticilerinin artan maliyetler karşısında zarar ettiğini belirtti.
Ulusal Süt Konseyinin 30 Ekim'de gerçekleştirdiği toplantıda çiğ süt tavsiye fiyatının değiştirilmediğini hatırlatan Arıkan, üreticilerin maliyetlerinin satış fiyatını aştığını söyledi.
“Ulusal Süt Konseyi 30 Ekim'de toplandı. Ama çiğ süt fiyatına dokunmadı. Tavsiye fiyat 24 lira 30 kuruş. Üretici örgütlerine göre maliyet 29 lirayı aşmış durumda. Yani üretici her litrede 5 liraya yakın zarar ediyor.”
Üreticilerin zarar nedeniyle yem tüketimini azaltmak veya hayvanlarını satmak zorunda kaldığını belirten Arıkan, bunun uzun vadede süt ve et üretimini olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.
“Zarar eden üretici ne yapar? Önce yemden kısar. Sonra borcunu ödemek için ahırdaki en değerli hayvanını, ineğini ya da gebe düvesini satar. Bir anaç kesildiğinde sadece o hayvan değil; onun buzağısı, gelecek yılın sütü, iki yıl sonranın eti de gider. Bu yüzden süt, hayvancılığın ilk halkasıdır.”
Hükümete maliyet esaslı fiyatlandırma çağrısında bulunan Arıkan, şu önerileri sıraladı:
“Bağımsız ve şeffaf bir süt maliyet endeksi kurun. Yem, enerji ve işçilik maliyeti her ay hesaplanıp açıklansın. Süt fiyatını pazarlıkla değil, bu endekse bağlı sözleşmelerle belirleyin. Anaç hayvanını elinde tutmaya çalışan üreticiyi yalnız bırakmayın.”
Arıkan, yerli üretimin korunmaması durumunda ithalat bağımlılığının artacağını savunarak “Bugün süt üreticisine harcamaktan kaçındığınız her lira, yarın ithalata dolar olarak gidecek. Bu ülkenin ahırları boşalırsa sofrasına gelen et de süt de ithal olur.” uyarısında bulundu.
“LÖSEMİYLE MÜCADELE YALNIZCA HASTANELERDE VERİLMEZ”
Konuşmasının son bölümünde Lösemili Çocuklar Haftası'na değinen Arıkan, lösemi tedavisi gören çocuklara, ailelerine ve sağlık çalışanlarına destek mesajı verdi.
Lösemi tedavisinde tıbbın önemli ilerlemeler kaydettiğini ancak Türkiye'de bazı sorunların devam ettiğini belirten Arıkan, ilaç temini, tanı süreçleri ve ailelerin ekonomik yüklerine dikkat çekti.
“Lösemi, bugün tıbbın gelişen imkânlarıyla önemli tedavi başarılarının elde edildiği bir hastalık. Ancak ülkemizde hâlâ çözmemiz gereken ciddi meseleler bulunuyor. Hayati öneme sahip bazı ilaçların temininde gecikmeler, tanı ve tetkik süreçlerinde uzun bekleme süreleri, tedavi için başka şehirlere gitmek zorunda kalan ailelerimizin ulaşım, konaklama ve maddi destek konusunda güçlükler yaşadığını biliyoruz.”
Lösemiyle mücadelenin yalnızca sağlık hizmetleriyle sınırlı olmadığını ifade eden Arıkan, çocukların eğitim ve sosyal yaşamlarının da korunması gerektiğini vurguladı.
“Lösemiyle mücadele yalnızca hastanelerde verilmez. Ailelerin ekonomik yükünü hafifletmek, ilaçlara ve tanı hizmetlerine zamanında erişimi sağlamak, çocuklarımızın eğitimden ve sosyal hayattan kopmamasını temin etmek de devletin sorumluluğudur.”
Sağlık hizmetlerine erişimde ailelerin ekonomik imkânlarının veya yaşadıkları şehirlerin belirleyici olmaması gerektiğini belirten Arıkan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Biz, hiçbir çocuğun şifa bulma umudunun, ailesinin maddi imkânlarına, yaşadığı şehre veya bürokratik işlemlere bağlı olmadığı bir Türkiye'yi kurmak için gayret gösteriyoruz. Bu anlayışla bütün çocuklarımıza sağlıklı, huzurlu, güzel yarınlar diliyor; lösemiyle mücadele eden evlatlarımıza Cenab-ı Allah'tan acil şifalar temenni ediyorum.”
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmiyorum
0
Aşk
0
Komik
0
Öfkeli
0
Üzgün
0
Vay
0